Anasayfa » Genel » Can Suyu Kanın Yapayı da Olur mu?

Can Suyu Kanın Yapayı da Olur mu?

Nefes alırken,spor yaparken,ders çalışırken bizimle birlikte hareket eden ya da biz uyusak hareketsiz hale geçsek bile hareket etmeye devam eden harika bir taşıyıcıdan bahsedeceğim sizlere CAN SUYUMUZ: Kan. Hayatımızın her aşamasında kaza anında,hastalıklarımızda,gerektiğinde bizle mücadele eden kimi zamanda dikkatsizliklerimizden ötürü büyük bir ölçüde kaybına sebebiyet verdiğimiz,damarlarımızdaki taşınım için bir numaralı kırmızımsı sıvı.
Neden bu kadar açıklama gereği duydun, amma abarttın diyebilirsiniz ama daha nicelerine sayamadığımız birçok alanda bizimle birlikte ve organlarımızın çalışmasında büyük oranda payı olan bir sıvıdır.Terimsel olarak inceleyecek olursak;(1)kalp ve kan damarları içinde dolaşan sıvı ortama ‘kan’ adı verilir.Taşıma,savunma ve düzenleme görevini yerine getirmek üzere özelleşmiş ve tüm vücudu dolaşan kan,iç ortamı sabit tutarak homeostazın sürdürülmesinde önemli rol oynar.Vücut ağırlığının yaklaşık %8’ini oluşturan kan erkeklerde 5-6 litre,kadınlarda 4-5litre kadardır.Fiziksel özellikleri sabittir ve asitlik derecesi (pH) 7.35-7.45 arasındadır.Akışkanlığı suyun 4.5-5 mislidir(1).Kanın plazma kısmı; %90-92 su, %6-8 protein ve geri kalanı çözünmüş tuzlar,oksijen(O),karbon dioksit (CO2),glukoz(C6H12O6),yağlar,aminoasitler(proteinlerin yapıtaşları),çözünmüş azotlu atıklardan oluşan sarımsı bir sıvıdır.Bizim gördüğümüz akan kanımızla,plazma halinin renkten ötürü farklı olduğunu öğrenmiş bulunmaktayız.

Kan hakkında uzun uzun yıllar önce yapılan deneyleri,tezleri inceledikten sonra günümüzde katedilen aşamaları gelin birlikte yorumlayalım… 1966 yılında (şu an BİOSENSÖRLERİN BABASI olarak bilinen) Leland C.Clark, kendi başına yaptığı çalışmalarında kendi oksijen elektrodu ile kanın içindeki oksijen seviyesini tespit etmiş,yerine ne koyabiliriz diye düşünmüştür.Tespitinden sonra yaptığı değişimlerde; kanımızın vücudumuzdaki oksijenin %20sini çözdüğünü görmüş ve kana florokarbonlar ekleyerek oksijen çözünümünü 2 katına çıkarmayı başarmıştır.Bunun sonunca gerçekleşen deneyde bir kavanozun içinde nefessiz kalan fare boğulmamış,suyun içinde 1 saat kalabilmiş ve sudan çıkınca yaşamaya devam etmiştir. Hiçbir kötü etki görülmemesine rağmen daha sonra deri ve gözlerde hafif pembelik,aşılmadık beyaz parlaklık ve hassaslığa neden olmasından dolayı denemeler durdurulmuştur.

Günümüze gelecek ve Türkiye’ye bakacak olursak, 2012 yılında çalışmaların başlandığı,Tübitak destekli , Anadolu,Kars,Kafkasya Üniversitelerinin de bulunduğu başında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nin olduğu projede Fen Edebiyat Fakültesi Genel Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Adnan AYHANCI; kan bankalarından alınan kanın bir aydan fazla saklanamayacağını-AİDS hastalığınnı ve kanla geçen nice hastalıklardan bahsederek,yapay kan ile bunların önüne geçilebileceğini söyledi.Kan grubu farkı gözetmeksizin nakil kan için yara bandı olacak yapay kanın daha akışkan ve daha ucuz elde edilebileceğini belirtti ve 1litre kanı 1saatte ürettiklerini ekledi.
Tespit ettiğim gelişmelere bakacak olursak;çocuklarımız belki de torunlarımızla aynı kandan aynı candan meydana gelmiş olmayacağız.Bu açıdan baktığımızda ne kadar etik kamoyunda nasıl tepki görür bunu ilerleyen zamanlarda göreceğiz.

Kaynaklar:

https://www.ohio.edu/engineering/russ-prize/previous-winners/2005-recipient.cfm
(1) İnsan Anatomisi ve Fizyolojisi (kitap) – Süleyman AYDIN

Send this to friend