Anasayfa » Hayatın İçinden » Bunları Biliyor Musunuz? » Fotoğraf Makinesinin Kimya ile Başlayan Yolculuğu

Fotoğraf Makinesinin Kimya ile Başlayan Yolculuğu

Fotoğraf çekmek, bir tutkudur her şeyden öte.  Bazen rüzgarın tenine dokunduğu anda, bazense güneşin iliklerine kadar işlediği, o eşsiz gün batımında… Bu tutku herkes için değil elbette! Manzara vb. kareler görüldüğünde çekilen fotoğrafların, çaylak fotoğrafçılarına ise hiç değil. Nitekim bu tutku,  makinenin analoğundan başlayıp, küçücük boyuyla kumbarasında 36’lık bir film için para biriktiren, defalarca kez o filmleri yakıp, bir yenisi için çabalayan, yaşı yetince de sevgilisine kavuşurcasına sensörlüsüne kavuşmayı hayal eden o şahane çocuklara ithafen. Çünkü bu tutku heves ister, aşk ister, emek ister, sabır ister ve daha nicesini ister…  

Her ne kadar şiirsel bir dille başlasam da bu yazım, fotoğraf makinesinin kimya ile olan bağlantısını ortaya koyacak. Nitekim fotoğraf makinesi denilen kara kutumuz –kara kutu makinenin en eski ismidir- mekanik kısmının yanı sıra kimyevi bir oluşumdur.  Bu oluşuma bakmadan önce de biraz entelektüel bilgimizi yoklayım… Fotoğraf denilince akla gelen üç ismin, daha da eskisine gitmek gerekir esasen. Mo Ti’den, Aristoteles’e, hatta Platon’un mağarasına dahi gidilebilir. Ne var ki günümüz araştırma kesimi yüzeysel olarak geçtiği yazılarında, fotoğrafın temelini atan bu önemli isimleri unutuyor.

Kısaca;

  • Sophocles: Karanlık odada ışığa hassas maddeyi keşfeder.
  • Aristo: Delik küçüldükçe görüntünün netleştiğini ortaya koyar.
  • Euclid: İki gözün görüntüyü birleştirdiğini söyler.
  • Platon’un Mağarası: Doğadaki tüm görüntülerin, ideaların gölgelerinden ibaret olduğunu ileri sürer.
  • Basralı El-Hasan: Karanlık kutuyu güneş tutulmasında, güneş ışınlarını incelemek için kullanmıştır. O da Aristo gibi delik küçüldükçe görüntünün netleştiğini söylemiştir.
  • Roger Bacon: El-Hasan’dan öğrendikleriyle karanlık kutunun ayrıntılı bir tanımını yaptığından, bu aletin mucidi olarak görülebilir; fakat bu kabul edilmemektedir.
  • Johannes Kepler: Karanlık Kutu terimini (Camera Obscura) kullanan ilk kişi.

                                 fotograf_makınasının_kımya_ıle_baslayan_yolculugu-001 (2)

Camera Obscura fotoğraf makinesinin ilk haliydi esasen. Çalışma şekli de oldukça basitti. Kutu, delik, ışık ve tersine çevrilmiş görüntü, Camera Obscura’nın yapısını oluşturuyordu. 1550’lerden başlayarak Camera Obscura’yı geliştirme çalışmaları başladı. 1568 yılında Daniello Barbero, Camera Obscura’ya bir diyafram düzeneği ekledi. Daha sonraki yıllarda bu diyafram düzeneği mercekler grubuyla desteklenerek, daha net ve parlak görüntüler elde edilmeye başlandı.

1776 yılında Johann Zahn, Camera Obscura’ya bugünkü objektiflere benzer bir düzenek ekledi. Bu düzenek içindeki objektifler, ileri geri hareket ederek netlik yapmada kullanılıyordu. Bilim insanları ve mucitler bir yandan Camera Obscura’nın mekanik ve 3 optik açıdan mükemmel hale gelmesini sağlarken, diğer yandan da fotoğraf kimyası üzerine çalışmalarına devam ediyorlardı. 17. yüzyılda toz gümüş nitratın, güneş altında karardığı bilimsel olarak kanıtlandı.

1727 yılında Alman bilim insanı Johann Heinrich Schultze, gümüş nitrat dolu şişelerin üzerine ışık geçirmeyen nesneleri koyarak, bu şekillerin şişelerin içindeki kimyasal maddelerin üzerinde oluşmasını sağladı. Ancak kararmaları durdurulamadığı için, bir süre sonra kendiliklerinden karararak silinip gidiyorlardı.

Bu çalışmalardan yaklaşık elli yıl kadar sonra İsveçli kimyager Carl Scheele, ışık görmüş gümüş tuzlarının kimyasal işlemlerden geçirildikten sonra kararmalarının durdurulabileceğini buldu. 1800’lerin başında da İngiliz bilim insanları da benzeri çalışmalar yapıyorlardı. Wedgewood, üzerine gümüş nitrat sürülmüş kâğıt parçalarını kullanarak, bunların üzerinde fotoğrafik görüntüler oluşturuyordu. Ancak saptama banyosu olmadığı için bu görüntüler de kendiliklerinden karararak yok oluyordu.

1820’lerde Fransız bilim insanı Joseph Nicéphore Niepce, kurşun kalay alaşımlı bir plaka üzerini, bir tür asfaltla (bitümen) kaplamış ve yaklaşık sekiz saatlik bir pozlama sonucunda ilk fotoğrafı elde etmişti. Bu fotoğraf, ilk olmasına karşın ticari boyutu yoktu. 1839 yılında ticari anlamda başarılı bir sistem geliştirecek olan Jaques Louis Daguerre ve Niepce 1827 yılından itibaren birlikte çalışma kararı aldılar.

Daguerre bir ressamdı ve Camera Obscura’yı o dönemde bir çok ressamın yaptığı gibi resim yapmakta kullanıyordu. Daguerre gümüş iyodür ile yaptığı görüntü kaydı çalışmalarını sürdürdü ve çalışmalarında oldukça ilerledi. Elde ettiği sonuçları 19 Ağustos 1839 tarihinde, Fransız Bilimler Akademisi aracılığıyla duyurdu ve bu buluşun adı “Daguerrotype” olarak anılmaya başlandı.

                                   daguerreotype-camera

Daguerrotype görüntüleri şöyle oluşuyordu: Bakır bir levha gümüş bileşikleriyle kaplanıyor ve iyot buharıyla gümüş iyodür haline getiriliyordu. Camera Obscura kullanılarak bu levha pozlanıyordu. Pozlama sonrasında karanlık bir odada cıva buharı kullanılarak görülebilir hale getiriliyordu, daha sonra görüntünün sabitleşmesi için, bugün de saptama banyosu olarak kullanılan hiponun (sodyum hiposülfit veya potasyum metabisülfit ) içinde tutuluyordu.

Hipo, kararabilecek gümüş bileşiklerinin, levha üzerinden akıp gitmesini sağlıyordu ve pozlanmış görüntü, levha üzerinde sabit olarak kalıyordu. Bu yöntemin zayıf tarafı, elde edilen görüntünün bir tane olmasıydı. Yani çoğaltma olanağı yoktu. Ayrıca cıva buharı insan sağlığını ciddi bir biçimde etkiliyordu.

William Henry Fox Talbot da bu yönde çalışmalar yapan bir İngilizdi. Fox da gümüş nitrata batırılmış kağıtları pozlayarak, Tablotype adını verdiği bir yöntemle görüntüler elde ediyordu. Fox Talbot’un, Daguerre’in çalışmalarından farkı, Daguerrotype görüntülerinin tek olması, Talbot görüntülerinin ise elde edilen negatif görüntünün kullanılarak çoğaltılabilmesiydi.

Takip eden yıllarda da duyarkatlara ve objektiflere ilişkin çalışmalar devam etti. Fotoğraflarda detaylar arttı, kalite yükseldi, pozlama süresi azaldı. Bu gelişmeler, fotoğraf makinelerini gezginlerin en önemli yol arkadaşları haline getirdi. Özellikle Fransa ve İngiltere başta olmak üzere dünyanın her yanına fotoğrafçılar gitti, egzotik ülkelere ilişkin fotoğraflar, satılan metalar haline geldi. Yani kimya ile başlayan işte bu enfes yolculuk, yerini hazzı tarifsiz noktalara bıraktı.

Kaynaklar:
www.mehmetarslantepe.net

Send this to friend